DEPREMLE İLGİLİ TEKNİK
BİLGİLER
GİRİS:
Dünyanın oluşumundan
beri, sismik yönden aktif bulunan bölgelerde depremlerin ardışıklı olarak
oluştuğu ve sonucundan da milyonlarca insanın ve barınakların yok olduğu
bilinmektedir.
Dünya genelinde ele alındığında depremlerin iki büyük kuşak
üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir.Bunlar ; PASİFİK KUŞAĞI ve AKDENİZ.,
ALP-HİMALAYA KUŞAĞI diye
adlandırılmaktadır.
Gutenberg
Richter’in incelemelerine göre depremler nedeniyle açığa çıkan enerjinin
%80’i Pasifik Kuşağında ., %15’i Alp
Himalaya
Kuşağı’nda, geri kalan %5’i de diğer deprem bölgelerinde oluşan
depremlerden ileri gelmektedir.
Bu genel iki gurup içerisinde ülkemizin bulunduğu yere bakacak olursak, ikinci
derece olarak nitelendirdiğimiz ve Türkiye’yi de kateden Alp-Himalaya
Deprem Kuşağı ‘nın ,diğer bölgelere göre daha az aktif olan ve
Girit’in Güneyinden başlayıp Marmaris ve ülkemizden geçerek tekrar
K.Maraş ve Erzincan üzerinden “Kuzey Anadolu Fayı” ile
birleşen
tektonik hat üzerinde olduğumuz
görülmektedir.
Genel sismik
aktivite açısından ele alındığı zaman da depremlerin genellikle Kıbrıs’ın
güneyi ile kuzey batısında Antalya Körfezi ile İskenderun Körfezi civarlarında
meydana geldiği görülmektedir.(1900-Aralık 2001 Katalog ve Lokasyon
Haritası).Bilim adamları mevcut tarihsel ve aletsel kayıtlar ışığında ülkemizi
değerlendiriken Kıbrıs’ın güneyinde Afrika Plakasının Kıbrıs tabanına
daldığından bahsetmektedirler.
DEPREM
NEDİR ?Yerkabuğu içindeki kırılmalar
nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak
geçtikleri ortamları ve yeryüzeyini sarsma olayına "DEPREM" denir.
Deprem, insanın hareketsiz kabul ettiği
ve güvenle ayağını bastığı toprağın da oynayacağını ve üzerinde bulunan tüm
yapılarında hasar görüp, can kaybına uğrayacak şekilde yıkılabileceklerini
gösteren bir doğa olayıdır.
SİSMOLOJİ
NEDİR?:Depremin nasıl oluştuğunu, deprem
dalgalarının yeryuvarı içinde ne şekilde yayıldıklarını, ölçü aletleri ve
yöntemlerini, kayıtların değerlendirilmesini ve deprem ile ilgili diğer
konuları inceleyen bilim dalına "SİSMOLOJİ" denir.
DEPREMİN OLUŞ NEDENLERİ
VE TÜRLERİ:Dünyanın iç yapısı konusunda,
jeolojik ve jeofizik çalışmalar sonucu elde edilen verilerin desteklediği bir
yeryüzü modeli bulunmaktadır. Bu modele göre, yerkürenin dış kısmında yaklaşık
70-100 km.kalınlığında oluşmuş bir taşküre (Litosfer) vardır. Kıtalar ve
okyanuslar bu taşkürede yer alır.Litosfer ile çekirdek arasında kalan ve
kalınlığı 2.900 km olan kuşağa Manto adı verilir. Manto'nun altındaki
çekirdegin Nikel-Demir karışımından oluştuğu kabul edilmektedir.Yerin, yüzeyden
derine gidildikçe ısının arttığı bilinmektedir. Enine deprem dalgalarının yerin
çekirdeğinde yayılamadığı olgusundan giderek çekirdeğin sıvı bir ortam olması
gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Manto genelde katı
olmakla beraber yüzeyden derine inildikçe içinde yerel sıvı ortamları
bulundurmaktadır.
Taşküre'nin altında Astenosfer denilen
yumuşak Üst Manto bulunmaktadır.Burada oluşan kuvvetler, özellikle konveksiyon
akımları nedeni ile, taş kabuk parçalanmakta ve birçok "Levha"lara
bölünmektedir. Üst Manto'da oluşan konveksiyon akımları, radyoaktivite nedeni
ile oluşan yüksek ısıya bağlanmaktadır. Konveksiyon akımları yukarılara
yükseldikçe taşyuvarda gerilmelere ve daha sonra da zayıf zonların kırılmasıyla
levhaların oluşmasına neden olmaktadır. Halen 10 kadar büyük levha ve çok
sayıda küçük levhalar vardır. Bu levhalar üzerinde duran kıtalarla birlikte,
Astenosfer üzerinde sal gibi yüzmekte olup, birbirlerine göre insanların
hissedemeyeceği bir hızla hareket etmektedirler.
Konveksiyon
akımlarının yükseldiği yerlerde levhalar birbirlerinden uzaklaşmakta ve buradan
çıkan sıcak magmada okyanus ortası sırtlarını oluşturmaktadır. Levhaların
birbirlerine değdikleri bölgelerde sürtünmeler ve sıkışmalar olmakta, sürtünen
levhalardan biri aşağıya Manto'ya batmakta ve eriyerek yitme zonlarını
oluşturmaktadır. Konveksiyon akımlarının neden olduğu bu ardışıklı olay
tatkürenin altında devam edip gitmektedir.
İşte yerkabuğunu
oluşturan levhaların birbirine sürtündükleri, birbirlerini sıkıştırdıkları,
birbirlerinin üstüne çıktıkları ya da altına girdikleri bu levhaların sınırları
dünyada depremlerin oldukları yerler olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünyada olan
depremlerin hemen büyük çoğunluğu bu levhaların birbirlerini zorladıkları levha
sınırlarında dar kuşaklar üzerinde olusmaktadır.
Yukarıda, yerkabuğunu oluşturan
"Levha"ların, Astenosferdeki konveksiyon akımları nedeniyle hareket halinde
olduklarını ve bu nedenle birbirlerini ittiklerini veya birbirlerinden
açıldıklarını ve bu olayların meydana geldiği zonların da deprem bölgelerini
oluşturduğunu söylemistik.
Birbirlerini iten ya da diğerinin altına
giren iki levha arasında, harekete engel olan bir sürtünme kuvveti vardır. Bir
levhanın hareket edebilmesi için bu sürtünme kuvvetinin giderilmesi gerekir.
İtilmekte olan bir levha ile bir diğer
levha arasında sürtünme kuvveti aşıldığı zaman bir hareket oluşur. Bu hareket
çok kısa bir zaman biriminde gerçekleşir ve şok niteliğindedir. Sonunda çok
uzaklara kadar yayılabilen deprem (sarsıntı) dalgaları ortaya çıkar.Bu dalgalar
geçtiği ortamları sarsarak ve depremin oluş yönünden uzaklaştıkça enerjisi
azalarak yayılır. Bu sırada yeryüzünde, bazen gözle görülebilen, kilometrelerce
uzanabilen ve FAY adı verilen arazi kırıkları oluşabilir. Bu
kırıklar bazen yeryüzünde gözlenemez, yüzey tabakaları ile gizlenmiş olabilir.
Bazen de eski bir depremden oluşmuş ve yerüzüne kadar çıkmış, ancak zamanla
örtülmüş bir fay yeniden oynayabilir.
Depremlerinin
olusumunun bu sekilde ve "Elastik Geri Sekme Kuramı" adı altında anlatımı 1911
yılında Amerikalı Reid tarafından yapılmıştır ve laboratuvarlarda da denenerek
ispatlanmıştır.
Bu kurama göre, herhangibir noktada,
zamana bağımlı olarak, yavaş yavaş oluşan birim deformasyon birikiminin elastik
olarak depoladığı enerji, kritik bir değere eriştiğinde, fay düzlemi boyunca
var olan sürtünme kuvvetini yenerek, fay çizgisinin her iki tarafındaki kayaç
bloklarının birbirine göreli hareketlerini oluşturmaktadır. Bu olay ani yer
değiştirme hareketidir. Bu ani yer değiştirmeler ise bir noktada biriken birim
deformasyon enerjisinin açığa çıkması, boşalması, diğer bir deyişle mekanik
enerjiye dönüşmesi ile ve sonuç olarak yer katmanlarının kırılma ve yırtılma
hareketi ile olmaktadır.
Aslında kayaların,
önceden bir birim yerdeğiştirme birikimine uğramadan kırılmaları olanaksızdır.
Bu birim yer değiştirme hareketlerini, hareketsiz görülen yerkabuğunda, üst
mantoda oluşan konveksiyon akımları oluşturmakta, kayalar belirli bir
deformasyona kadar dayanıklılık gösterebilmekte ve sonrada kırılmaktadır. İşte
bu kırılmalar sonucu depremler oluşmaktadır. Bu olaydan sonra da kayalardan
uzak zamandan beri birikmiş olan gerilmelerin ve enerjinin bir kısmı ya da
tamamı giderilmiş olmaktadır.
Çoğunlukla bu deprem olayı esnasında
oluşan faylarda, elastik geri sekmeler (atım), fayın her iki tarafında ve ters
yönde oluşmaktadırlar.
FAYLAR genellikle
hareket yönlerine göre isimlendirilirler. Daha çok yatay hareket sonucu meydana
gelen faylara "Doğrultu Atımlı Fay"denir. Fayın oluşturduğu iki ayrı blokun
birbirlerine göreli olarak sağa veya sola hareketlerinden de bahsedilebilinir
ki bunlar sağ veya sol yönlü doğrultulu atımlı faya bir örnektir.
Düsey hareketlerle meydana gelen faylara
da "Egim Atımlı Fay"denir. Fayların çoğunda hem yatay, hem de düsey hareket
bulunabilir.
DEPREM TÜRLERİ :
Depremler oluş nedenlerine göre degişik
türlerde olabilir. Dünyada olan depremlerin büyük bir bölümü yukarıda anlatılan
biçimde oluşmakla birlikte az miktarda da olsa baska doğal nedenlerle de olan
deprem türleri bulunmaktadır. Yukarıda anlatılan levhaların hareketi sonucu
olan depremler genellikle "TEKTONİK" depremler olarak nitelenir ve bu depremler
çoğunlukla levhalar sınırlarında olusurlar.Yeryüzünde olan depremlerin %90'ı bu
gruba girer. Türkiye'de olan depremler de büyük çoğunlukla tektonik
depremlerdir. İkinci tip depremler "VOLKANİK" depremlerdir. Bunlar volkanların
püskürmesi sonucu oluşurlar.Yerin derinliklerinde ergimiş maddenin yeryüzüne
çıkışı sırasındaki fiziksel ve kimyasal olaylar sonucunda oluşan gazların
yapmış oldukları patlamalarla bu tür depremlerin maydana geldiği bilinmektedir.
Bunlar da yanardağlarla ilgili olduklarından yereldirler ve önemli zarara neden
olmazlar. Japonya ve İtalya'da olusan depremlerin bir kısmı bu gruba
girmektedir. Türkiye'de aktif yanardağ olmadığı için bu tip depremler
olmamaktadır.
Bir başka tip depremler de "ÇÖKÜNTÜ"
depremlerdir. Bunlar yer altındaki boşlukların (mağara), kömür ocaklarında
galerilerin, tuz ve jipsli arazilerde erime sonucu oluşan boşlukları tavan
blokunun çökmesi ile oluşurlar. Hissedilme alanları yerel olup enerjileri azdır
fazla zarar getirmezler. Büyük heyelanlar ve gökten düşen meteorların da küçük
sarsıntılara neden olduğu bilinmektedir.
Odağı deniz dibinde
olan Derin Deniz Depremlerinden sonra, denizlerde kıyılara kadar oluşan ve
bazen kıyılarda büyük hasarlara neden olan dalgalar oluşur ki bunlara (Tsunami)
denir. Deniz depremlerinin çok görüldüğü Japonya'da Tsunami'den 1896 yılında
30.000 kisi ölmüstür.
DEPREM PARAMETRELERİ
:Herhangibir deprem oluştuğunda, bu depremim
tariflenmesi ve anlaşılabilmesi için "DEPREM PARAMETRELERİ" olarak tanımlanan
bazı kavramlardan söz edilmektedir. Aşağıda kısaca bu parametrelerin açıklaması
yapılacaktır.
·
ODAK NOKTASI (HİPOSANTR)
Odak noktası yerin içinde depremin enerjisinin ortaya çıktığı noktadır.Bu
noktaya odak noktası veya iç merkez de denir.Gerçekte , enerjinin ortaya
çıktığı bir nokta olmayıp bir alandır , fakat pratik uygulamalarda nokta olarak
kabul edilmektedir.
·
DIŞ MERKEZ (EPİSANTR)
:Odak noktasına en yakın olan yer üzerindeki
noktadır.Burası aynı zamanda depremin en çok hasar yaptığı veya en kuvvetli
larak hissedildiği noktadır.Aslında bu , bir noktadan çok bir alandır.Depremin
dış merkez alanı depremin şiddetine bağlı olarak çeşitli büyüklüklerde
olabilir. Bazen büyük bir depremin odak noktasının boyutları yüzlerce
kilometreyle de belirlenebilir.Bu nedenle "Episantr Bölgesi" ya da "Episantr
Alanı" olarak tanımlama yapılması gerçeğe daha yakın bir tanımlama olacaktır.
·
ODAK DERİNLİĞİ :
Depremde enerjinin açığa çıktığı noktanınyeryüzünden en kısa uzaklığı, depremin
odak derinliği olarak adlandırılır. Depremler odak derinliklerine göre
sınıflandırılabilir.Bu sınıflandırma tektonik depremler için geçerlidir.Yerin
0-60 km.derinliğinde olan depremler sığ deprem olarak nitelenir.Yerin 70-300
km.derinliklerinde olan depremler orta derinlikte olan depremlerdir.Derin
depremler ise yerin 300 km.den fazla derinliğinde olan depremlerdir.Türkiye'de
olan depremler genellikle sığ depremlerdir ve derinlikleri 0-60
km.arasındadır.Orta ve derin depremler daha çok bir levhanın bir diğer levhanın
altına girdiği bölgelerde olur.Derin depremler çok genis alanlarda hissedilir ,
buna karşılık yaptıkları hasar azdır.Sığ depremler ise dar bir alanda
hissedilirken bu alan içinde çok büyük hasar yapabilirler.
·
EŞŞİDDET (İZOSEİT)
EĞRİLERİ :
Aynı şiddetle sarsılan noktaları birbirine bağlayan noktalara denir. Bunun
tamamlanmasıyla eşşıddet haritası ortaya çıkar. Genelde kabul edilmiş duruma
göre, eğrilerin oluşturduğu yani iki eğri arasında kalan alan, depremlerden
etkilenme yönüyle, şiddet bakımından sınırlandırılmış olur. Bu nedenle depremin
şiddeti eşşiddet eğrileri üzerine değil, alan içerisine yazılır.
·
ŞİDDET :
Herhangibir derinlikte olan depremin, yeryüzünde hissedildiği
bir noktadaki etkisinin ölçüsü olarak tanımlanmaktadır. Diğer bir deyişle
depremin şiddeti, onun yapılar, doğa ve insanlar üzerindeki etkilerinin bir
ölçüsüdür. Bu etki, depremin büyüklüğü, odak derinliği, uzaklığı yapıların
depreme karşı gösterdiği dayanıklılık dahi değişik olabilmektedir. Şiddet
depremin kaynağındaki büyüklüğü hakkında doğru bilgi vermemekle beraber, deprem
dolayısıyla oluşan hasarı yukarıda belirtilen etkenlere bağlı olarak yansıtır.
Depremin şiddeti, depremlerin gözlenen etkileri sonucunda ve uzun
yılların vermiş olduğu deneyimlere dayanılarak hazırlanmış olan "Şiddet
Cetvelleri"ne göre değerlendirilmektedir. Diğer bir deyişle "Deprem Şiddet
Cetvelleri" depremin etkisinde kalan canlı ve cansız herşeyin depreme
gösterdiği tepkiyi değerlendirmektedir. Önceden hazırlanmış olan bu cetveller,
her şiddet derecesindeki depremlerin insanlar, yapılar ve arazi üzerinde
meydana getireceği etkileri belirlemektedir.
Bir deprem oluştuğunda, bu depremin herhangibir noktadaki şiddetini
belirlemek için, o bölgede meydana gelen etkiler gözlenir. Bu izlenimler Şiddet
Cetveli'nde hangi şiddet derecesi tanımına uygunsa, depremin şiddeti, o şiddet
derecesi olarak değerlendirilir. Örneğin; depremin neden olduğu etkiler, şiddet
cetvelinde VIII şiddet olarak tanımlanan bulguları içeriyorsa, o deprem VIII
şiddetinde bir deprem olarak tariflenir. Deprem Şiddet Cetvellerinde, şiddetler
romen rakamıyla gösterilmektedir. Bugün kullanılan batlıca şiddet cetvelleri
değiştirilmiş "Mercalli Cetveli (MM)" ve "Medvedev-Sponheur-Karnik (MSK)"
şiddet cetvelidir. Her iki cetvelde de XII şiddet derecesini kapsamaktadır. Bu
cetvellere göre,şiddeti V ve daha küçük olan depremler genellikle yapılarda
hasar meydana getirmezler ve insanların depremi hissetme şekillerine göre
değerlendirilirler.
VI-XII arasındaki şiddetler ise,
depremlerin yapılarda meydana getirdiği hasar ve arazide oluşturduğu kırılma,
yarılma, heyelan gibi bulgulara dayanılarak değerlendirilmektedir.
·
MAGNİTÜD
: Deprem sırasında açığa çıkan enerjinin bir
ölçüsü olarak tanımlanmaktadır. Enerjinin doğrudan doğruya ölçülmesi olanağı
olmadığından, Amerika Birleşik Devletleri'nden Prof.C.Richter tarafından 1930
yıllarında bulunan bir yöntemle depremlerin aletsel bir ölçüsü olan "Magnitüd"
tanımlanmıştır. Prof .Richter, episantrdan 100 km. uzaklıkta ve sert zemine
yerlestirilmis özel bir sismografla (2800 büyütmeli, özel periyodu 0.8 saniye
ve %80 sönümü olan bir Wood-Anderson torsiyon Sismografı ile) kaydedilmiş zemin
hareketinin mikron cinsinden (1 mikron 1/1000 mm) ölçülen maksimum genliğinin
10 tabanına göre logaritmasını bir depremin "magnitüdü" olarak tanımlamıştır.
Bugüne dek olan depremler istatistik olarak incelendiğinde kaydedilen en büyük
magnitüd değerinin 8.9 olduğu görülmektedir(31 Ocak 1906 Colombiya-Ekvator ve
2Mart 1933 Sanriku-Japonya depremleri).
Magnitüd, aletsel ve
gözlemsel magnitüd değerleri olmak üzere iki gruba ayrılabilmektedir.
Aletsel magnitüd, yukarıda da belitildiği
üzere, standart bir sismografla kaydedilen deprem hareketinin maksimum genlik
ve periyod değeri ve alet kalibrasyon fonksiyonlarının kullanılması ile yapılan
hesaplamalar sonucunda elde edilmektedir. Aletsel magnitüd değeri, gerek hacim
dalgaları ve gerekse yüzey dalgalarından hesaplanılmaktadır.
Genel olarak, hacim
dalgalarından hesaplanan magnitüdler (m), ile yüzey dalgalarından hesaplanan
mağnitüdler de (M) ile gösterilmektedir. Her iki magnitüd değerini birbirine
dönüştürecek bazı bağıntılar mevcuttur.
Gözlemsel magnitüd
değeri ise, gözlemsel inceleme sonucu elde edilen episantr şiddetinden
hesaplanmaktadır. Ancak, bu tür hesaplamalarda, magnitüd-şiddet bağıntısının
incelenilen bölgeden bölgeye değiştiği de gözönünde tutulmalıdır.
.
Depremlerin şiddet
ve magnitüdleri arasında birtakım ampirik bağıntılar çıkarılmıştır. Bu
bağıntılardan şiddet ve magnitüd değerleri arasındaki dönüşümleri aşağıdaki
gibi verilebilir.
|
Siddet |
IV |
V |
VI |
VII |
VIII |
IX |
X |
XI |
XII |
|
Richter Magnitüdü |
4 |
4.5 |
5.1 |
5.6 |
6.2 |
6.6 |
7.3 |
7.8 |
8.4 |
DEPREMİN DİĞER
ÖZELLİKLERİ :
Bazen büyük bir
deprem olmadan önce küçük sarsıntılar olur. Bu küçük sarsıntılara "ÖNCÜ
DEPREMLER" denilmektedir. Büyük bir depremin oluşundan sonra da
belki birkaç yüz adet küçük deprem olmaya devam etmektedir. Bu küçük depremler
"ARTÇI DEPREMLER" olarak isimlendirilir ve büyük
depremin oluş anına göre bunların şiddetinde ve sayısında azalım görülür.
DEPREM ŞİDDET CETVELİ
:
Şiddet cetvellerinin açıklamasına
geçmeden önce, burada kullanılacak terimlerin belirtilmesine çalışılacaktır.
Özel bir şekilde depreme dayanıklı olarak projelendirilmemiş yapılar üç tipe
ayrılmaktadır:
A Tipi : Kırsal
konutlar, kerpiç yapılar, kireç ya da çamur harçlı moloz taş yapılar.
B Tipi : Tuğla
yapılar, yarım kagir yapılar, kesme taş yapılar, beton biriket ve hafif
prefabrike yapılar.
C Tipi : Betonarme
yapılar, iyi yapılmış ahşap yapılar.
Siddet derecelerinin açıklanmasında
kullanılan az, çok ve pekçok deyimleri ortalama bir değer olarak sırasıyla, %5,
%50 ve %75 oranlarını belirlemektedir.
Yapılardaki hasar ise beş gruba
ayrılmıştır :
Hafif Hasar :
İnce sıva çatlaklarının meydana gelmesi ve küçük sıva parçalarının dökülmesiyle
tanımlanır.
Orta Hasar :
Duvarlarda küçük çatlakların meydana gelmesi, oldukça büyük sıva parçalarının
dökülmesi, kiremitlerin kayması, bacalarda çatlakların oluşması ve bazı baca
parçalarının aşağıya düşmesiyle tanımlanır.
Ağır Hasar :
Duvarlarda büyük çatlakların meydana gelmesi ve bacaların yıkılmasıyla
tanımlanır.
Yıkıntı : Duvarların
yarılması, binaların bazı kısımlarının yıkılması ve derzlerle ayrılmış
kısımlarının bağlantısını kaybetmesiyle tanımlanır.
Fazla Yıkıntı : Yapıların tüm olarak
yıkılmasıyla tanımlanır.
Şiddet çizelgelerinin açıklanmasında her şiddet derecesi üç bölüme
ayrılmıştır.
Bunlardan;
a) Bölümünde depremin kişi ve çevre,
b) Bölümünde depremin her tipteki yapılar,
c) Bölümünde de depremin arazi üzerindeki etkileri belirtilmistir.
·
MSK Siddet Cetveli :
I- Duyulmayan
(a) :
Titreşimler insanlar tarafından hissedilmeyip, yalnız sismograflarca
kaydedilirler.
II- Çok Hafif
(a) :
Sarsıntılar yapıların en üst katlarında ,dinlenme bulunan az kişi tarafından
hissedilir.
III- Hafif
(a)
: Deprem ev içerisinde az kişi, dışarıda ise sadece uygun şartlar altındaki
kişiler tarafından hissedilir. Sarsıntı, yoldan geçen hafif bir kamyonetin
meydana getirdiği sallantı gibidir. Dikkatli kişiler, üst katlarda daha belirli
olan asılmış eşyalardaki hafif sallantıyı izleyebilirler.
IV- Orta
Şiddetli
(a)
: Deprem ev içerisinde çok, dışarıda ise az kişi tarafından hissedilir.
Sarsıntı, yoldan geçen ağır yüklü bir kamyonun oluşturduğu sallantı gibidir.
Kapı, pencere ve mutfak eşyaları v.s. titrer, asılı eşyalar biraz sallanır.
Ağzı açık kaplarda olan sıvılar biraz dökülür. Araç içerisindeki kişiler
sallantıyı hissetmezler.
V- Şiddetli
(a)
: Deprem, yapı içerisinde herkes, dışarıda ise çok kişi tarafından hissedilir.
Uyumakta olan çok kişi uyanır, az sayıda dışarı kaçan olur. Hayvanlar
huysuzlanmaya başlar. Yapılar baştan aşağıya titrerler, asılmış eşyalar ve
duvarlara asılmış resimler önemli derecede sarsılır. Sarkaçlı saatler durur. Az
miktarda sabit olmayan eşyalar yerlerini değistirebilirler ya da
devrilebilirler. Açık kapı ve pencereler şiddetle itilip kapanırlar, iyi
kilitlenmemiş kapalı kapılar açılabilir. İyice dolu, ağzı açık kaplardaki
sıvılar dökülür. Sarsıntı yapı içerisine ağır bir eşyanın düşmesi gibi
hissedilir.
(b) : A tipi
yapılarda hafif hasar olabilir.
(c) : Bazen
kaynak sularının debisi değişebilir.
VI- Çok
Şiddetli
(a)
: Deprem ev içerisinde ve dışarıda hemen hemen herkes ratafından hissedilir. Ev
içerisindeki birçok kişi korkar ve dışarı kaçarlar, bazı kişiler dengelerini
kaybederler. Evcil hayvanlar ağıllarından dışarı kaçarlar. Bazı hallerde tabak,
bardak v.s.gibi cam eşyalar kırılabilir, kitaplar raflardan aşağıya düşerler.
Ağır mobilyalar yerlerini değiştirirler.
(b)
: A tipi çok ve B tipi az yapılarda hafif hasar ve A tipi az yapıda orta hasar
görülür.
(c)
: Bazı durumlarda nemli zeminlerde 1 cm.genişliğinde çatlaklar olabilir.
Dağlarda rastgele yer kaymaları, pınar sularında ve yeraltı su düzeylerinde
değişiklikler görülebilir.
VII- Hasar
Yapıcı
(a)
: Herkes korkar ve dışarı kaçar, pek çok kişi oturdukları yerden kalkmakta
güçlük çekerler. Sarsıntı, araç kullanan kişiler tarafından önemli olarak
hissedilir.
(b)
: C tipi çok binada hafif hasar, B tipi çok binada orta hasar, A tipi çok
binada ağır hasar, A tipi az binada yıkıntı görülür.
(c)
: Sular çalkalanır ve bulanır. Kaynak suyu debisi ve yeraltı su düzeyi
değişebilir. Bazı durumlarda kaynak suları kesilir ya da kuru kaynaklar yeniden
akmaya başlar. Bir kısım kum çakıl birikintilerinde kaymalar olur. Yollarda
heyelan ve çatlama olabilir. Yeraltı boruları ek yerlerinden hasara
uğrayabilir. Taş duvarlarda çatlak ve yarıklar oluşur.
VIII-
Yıkıcı
(a)
: Korku ve panik meydana gelir. Araç kullanan kişiler rahatsız olur. Ağaç
dalları kırılıp, düşer. En ağır mobilyalar bile hareket eder ya da yer
değiştirerek devrilir. Asılı lambalar zarar görür.
(b)
: C tipi çok yapıda orta hasar, C tipi az yapıda ağır hasar, B tipi çok yapıda
ağır hasar, A tipi çok yapıda yıkıntı görülür. Boruların ek yerleri kırılır.
Abide ve heykeller hareket eder ya da burkulur. Mezar taşları devrilir. Taş
duvarlar yıkılır.
(c)
: Dik şevli yol kenarlarında ve vadi içlerinde küçük yer kaymaları olabilir.
Zeminde farklı genişliklerde cm.ölçüsünde çatlaklar oluşabilir. Göl suları
bulanır, yeni kaynaklar meydana çıkabilir. Kuru kaynak sularının akıntıları ve
yeraltı su düzeyleri değişir.
IX-
Çok Yıkıcı
(a)
: Genel panik. Mobilyalarda önemli hasar olur. Hayvanlar rastgele öte beriye
kaçışır ve bağrışırlar.
(b)
: C tipi çok yapıda ağır hasar, C tipi az yapıda yıkıntı, B tipi çok yapıda
yıkıntı, B tipi az yapıda fazla yıkıntı ve A tipi çok yapıda fazla yıkıntı
görülür. Heykel ve sütunlar düşer. Bentlerde önemli hasarlar olur. Toprak
altındaki borular kırılır. Demiryolu rayları eğrilip, bükülür yollar bozulur.
(c)
: Düzlük yerlerde çokça su, kum ve çamur tasmaları görülür. Zeminde 10 cm.
genişliğine dek çatlaklar oluşur. Eğimli yerlerde ve nehir teraslarında bu
çatlaklar 10 cm.den daha büyüktür. Bunların dışında, çok sayıda hafif çatlaklar
görülür. Kaya düşmeleri, birçok yer kaymaları ve dağ kaymaları, sularda büyük
dalgalanmalar meydana gelebilir. Kuru kayalar yeniden sulanır, sulu olanlar
kurur.
X-
Ağır Yıkıcı
(b)
: C tipi çok yapıda yıkıntı, C tipi az yapıda yıkıntı, B tipi çok yapıda fazla
yıkıntı, A tipi pek çok yapıda fazla yıkıntı görülür. Baraj, bent ve köprülerde
önemli hasarlar olur. Tren yolu rayları eğrilir. Yeraltındaki borular kırılır
ya da eğrilir. Asfalt ve parke yollarda kasisler olusur.
(c)
: Zeminde birkaç desimetre ölçüsünde çatlaklar oluşabilir. Bazen 1 m.
genişliğinde çatlaklar da olabilir. Nehir teraslarında ve dik meyilli yerlerde
büyük heyelanlar olur. Büyük kaya düşmeleri meydana gelir. Yeraltı su seviyesi
değişir. Kanal, göl ve nehir suları karalar üzerine taşar. Yeni göller
olusabilir.
XI
- Çok Ağır Yıkıcı
(b)
: İyi yapılmış yapılarda, köprülerde, su bentleri, barajlar ve tren yolu
raylarında tehlikeli hasarlar olur. Yol ve caddeler kullanılmaz hale gelir.
Yeraltındaki borular kırılır.
(c)
: Yer, yatay ve düşey doğrultudaki hareketler nedeniyle geniş yarık ve
çatlaklar tarafından önemli biçimde bozulur. Çok sayıda yer kayması ve kaya
düşmesi meydana gelir. Kum ve çamur fışkırmaları görülür.
XII-
Yok Edici (Manzara Değişir)
(b)
: Pratik olarak toprağın altında ve üstündeki tüm yapılar baştanbaşa yıkıntıya
uğrar.
(c)
: Yer yüzeyi büsbütün değişir. Geniş ölçüde çatlak ve yarıklarda, yatay ve
düşey hareketlerin yön miktarları izlenebilir. Kaya düşmeleri ve nehir
versanlarındaki göçmeler çok geniş bir bölgeyi kaplarlar. Yeni göller ve
çağlayanlar oluşur.
ŞİDDET, ZEMİN İVMESİ, HIZ VE YAPI
TİPLERİNDEKİ HASAR ARASINDAKİ İLİŞKİLER
|
Şiddet |
Zemin İvmesi (gal) (0.1-0.5 sn periyod aralığı için) |
Yer Titresiminin (0.5-2 sn periyod hızı cm/sn aralığı
için) |
YAPI TİPLERİ |
|
|
|
|
Ax |
Bx |
Cx |
|
V |
12-15 |
1.0-2.0 |
%5 Hafif hasar |
- |
- |
|
VI |
25-50 |
2.1-4.0 |
% 5 Orta Hasar
% 50 Hafif
Hasar |
%5 Hafif
hasar |
- |
|
VII |
50-100 |
4.1-8.0 |
% 5 Yıkıntı
% 50 Agır Hasar |
%5 Orta hasar |
% 5 Hafif hasar |
|
VIII |
100-200 |
8.1-16.0 |
% 5 Fazla
Yıkıntı
% 50 Yıkıntı |
%5 Yıkıntı
% 50 Agır Hasar |
% 5 Agır hasar
% 50 Orta Hasar |
|
IX |
200-400 |
16.1-32.0 |
% 50 Fazla
Yıkıntı |
% 5 Fazla
Yıkıntı
%50 Yıkıntı |
% 5 Yıkıntı
% 50 Agır Hasar |
|
X |
400-800 |
32.1-64.0 |
% 75 Fazla
Yıkıntı |
%50 Fazla Yıkıntı |
% 5 Fazla Yıkıntı
% 50 Yıkıntı |